Turist gözüyle Sydney ve Canberra

Avustralya’ya turistik bir seyahat mı yapmak istiyorsunuz ? Sanırım başka gezecek yer bırakmamış olmalısınız 🙂 Günü gününe seyahatimizi ve izlenimlerimizi aşağıda bulabilirsiniz.

0.Gün

Avustralya Doları çekmek üzere büyük bankalarımızdan birinin merkezi bir şubesine uğruyorum. AUD çekmek için en az 1 gün önceden şubeye haber vermek gerekiyor çünkü fazla bulundurulan bir para birimi değil. Gişedeki görevli paranın şubeye ulaştığı bilgisini veriyor ancak “size vermeden önce arkadaşıma bir şey gösterebilir miyim ?” diye soruyor. Tamam diyorum, görevli desteden bir para alıp müsvedde kağıdı gibi parayı buruşturuyor, sonra tekrar açıp üzerinde herhangi bir kırışıklık kalmadığını arkadaşına gösteriyor. Bu paraya iyi bak bir daha göremezsin diyor ötekine. Gerçekten bana da gazete kağıdı verseler dolar diye alırdım, hayatımda görmediğim bir para. AUD kağıt yerine bir çeşit plastik üzerine basılmış. Hatta şeffaf alanlar da var üzerinde. Avustralya teknolojisiymiş, detayına şuradan bakabilirsiniz; http://en.wikipedia.org/wiki/Polymer_banknote

Arkadaşım Simon’a konuyu açıyorum. Yeni Zellanda da aynı teknolojiyi kullanıyormuş. Annesi babasının gömleğini yıkadığı zaman içinde bir banknot unutmuş. Makinadan hiç rengi solmadan çıkmış para ancak orjinal boyutuna göre fark edilebilir miktarda küçülmüş. Doğru sıcaklıkta yıkanmamış olsa gerek.

1.Gün

Emirates ile 16:30’da Atatürk Havalimanından Dubai’ye doğru yola çıkıyoruz. Hem gidiş hem de dönüşte Dubai’de bir miktar zaman geçirmemiz gerekecek. Bileti alırken her ikisinde de Dubai’de geceleriz diye düşünüyordum ancak Dubai çoklu giriş vizesi vermiyor. 2 ayrı vize 2 kere ücret ödemek demek. O kadar da değil Dubai diyoruz ve gidiş esnasında 11 saat 35 dk beklemeyi hava alanında yapmaya karar veriyoruz.

Emirates sağolsun hava alanında ücretsiz McLaren çocuk arabası veriyorlar. Uçakta verdikleri polar battaniyeyi de üstüne örtünce 3 yaşındaki oğlumuzun yatağı hazır. Ancak havalimanı ışıl ışıl, sürekli yüksek sesli anonslar ve kalabalık insan grupları geçip duruyor. Uyumak ve çocuğu uyutmak ne mümkün. Uyku saatini birkaç saat geçirdikten sonra bizimki artık yorgunluktan bayılınca biz de biraz uyuklamaya çalışıyoruz. Az sayıda şezlong tipi uzanabileceğiniz sandalye var. Müsait anı kollayıp hemen bunlardan 2 tane yer kapatıyoruz. Ancak ışıkları gözünüze gözünüze veriyorlar. Öyle bedava uyumak yok, havalimanı oteline gidin der gibiler. Sabaha kadar koyun yerine Mauritius’a kalkan uçakları sayıyorum. Ayrıca son çağrı, kapı açılmıştır, uçağa gidiniz gibi anonsların da hepsinin Arapçasını bir güzel ezberledim. Yolculuğun uzun bacağı başlamadan şimdiden yorgunum. Neyse ki anne oğul bir güzel uyku çekiyorlar.

2.Gün

Yolculuğun ikinci ayağına nihayet başlıyoruz. Qantas’ın A380 uçağının diz mesafesi Emirates’e göre çok daha sıkışık. Koltuğumuz da orta kolonda olduğu için çocukla pek rahat olmuyor. Ama uçakta uyuyarak yorgunluğu çıkarmaya çalışıyoruz. Yanıma oturan İngiliz teyze neyse ki çok anlayışlı ancak biraz yüksek sesle konuşuyor. Ne zaman konuşsak uçakta herkes bizi dinliyor gibi hissediyorum. Çocuk iyi gitti maşallah diyor yolculuğun sonunda. Sydney’e indiğimiz zaman uçaktan en son biz iniyoruz. O sırada kabindeki soğuk ve iniş esnasındaki titreşimin etkisiyle oğlumuz uçakta yediklerini çıkarıyor. Koltuk, eşyalar, annesinin kıyafeti kötü durumda. Bundan sonra yaptığımız uçuşlarda da aynı durum tekrarlanıyor. Ama sonraki seferlerde hep hazırlıklıyız. İniş esnasında kese kağıdını hazır bulunduruyoruz.

Sabah 5’de vardığımız Sydney havalimanında gelen tek uçak bizimkisi. Etrafta in cin top oynuyor. Bu havalimanı bazı saatlerde kapanırmış. Tavan akmış anlaşılan ki bazı yerleri naylon ile kapatılmış. Free shop deseniz bizdeki orta boyutlu bir bakkal dükkanı kadar. Kingsford Smith Sydney şehrine yakışmayan bir hayal kırıklığı.

Avustralya gümrüğü çok sıkı. Özellikle süt ürünleri, ahşap, taze meyve ve tohum konusunda sıkıntı çıkarıyorlar. Uçakta can sıkıcı bir form doldurup bunları deklare etmeniz isteniyor. Bu formda yanınızdakileri doğru deklare etmeniz önemli. Yoksa başınıza gelebilecekler hakkında fikir edinmek için güzel bir dizi var. Youtube’da “Border Security Australia” anahtar kelimeleri ile arayarak diziyi seyredebilirsiniz.

Çantada uçakta yiyemediğimiz bir muz vardı, bunu aldılar. Bir de meyveli yoğurdumuz gitti. Aslında üzerinde Made in Turkey yazmasa sıkıntı yoktu ancak Türkiye süt ürünlerinin güvenli olmadığı ülkelerden sayılıyormuş.

Gümrük çıkışında hemen ön ödemeli GSM hat için Optus’a uğruyoruz. Günlük $2 ücret ile Avustralya içi sınırsız konuşma, SMS ve internet sunan güzel bir kampanyaları var. Viber üzerinden Türkiye ile konuşmak için harika bir tarife. Anne ya da baba tarafından Çinli müşteri temsilcimiz Melissa’nın belli ki afyonu henüz patlamamış. Pasaportumun ilk sayfası yerine Çek Cumhuriyeti vizesine bakıyor ve bana Staty Schengenu adına bir hat açıyor. $1 SIM kart ücreti ile birlikte $15 veriyorum.

Optus ön ödemeli kart

Optus ön ödemeli kart

Saat 7’de Zetland’daki otelimizdeyiz. Checkin saati 14:00 olmasına rağmen uygun oda olduğu için bizi odamıza 7 saat erken aldılar. O kadar sevindik ki. O yorgunluğun üzerine şehirde 7 saat gezmek pek yapabileceğimiz bir şey gibi görünmüyordu. Odamız gerçekten harika. Hemen duşumuzu aldık. Jetlag etkisini azaltmak için üstüne 6 saat uyuduk ki saatlerdir ilk kez sırtımız gerçek bir yatağa değmişti. İnsanın yataktan çıkası gelmiyor.

Bahce

Dışarı baktığımda değişik bir bahçıvan profili görüyorum. Buradaki bahçıvanlar çim biçme makinesinin sesini kesmek için kulaklık takıyor, küpe, şort ve at kuyruk saçlar ile imajı tamamlamışlar. Bu kocaman kulaklıkları müzik dinleme amaçlı olarak da çok görüyoruz. Cep telefonlarında kullanılan küçük kulaklıklar kadar yaygın en az.

WP_20130917_005 (Small)

Otelimizin arka sokağındaki park

Yiyecek bir şeyler almak için şemsiyemi alıp dışarı çıkıyorum. Burada convenience store denen bizdeki sinekli bakkal türünde dükkanlar var. Eminönü tarafında hem oyuncak satan hem döner kesen dükkanlar gibi ilgisiz ürünlerle dolu içerisi. Mesela buzdolabının içine bir adet muz bir adet elma koyuyorlar ve meyve seçenekleriniz bundan ibaret. Aradığınız bir markayı bulmanız imkansız. Ne bulursanız onunla idare edeceksiniz. Bir Çin dükkanı buluyorum, yiyecek olarak tanıdık hiç bir şey yok. Arap dükkanı daha iyi. Tazmanya feta peyniri alıyorum biraz ki çok beğendik, gezimizin sonuna kadar bunlardan 3 paket tükettik.

Gece boyunca yağmur yağıyor ve hava çok soğuk. Tekrar bir şeyler almaya gitmek istiyorum ama sağanak beni içeri püskürtüyor. Eylül ortası bahar olması lazım ama yanlış zamanda geldik diye düşünüyoruz. Neyse ki sonraki gün yağmur duruyor da güneşi görebiliyoruz.

3.Gün

Hava oldukça serin ama güneş çıktığı zaman ısıtıyor. Zetland’dan arabamızı alacağımız Kings Cross’a doğru güzel bir yürüyüş yapıyoruz. Solda hepsi değişik mimaride evler, kaldırımın her iki tarafında ağaçlar var.  Aya adım atmış gibi daha önce görmediğimiz bir çok bitki ve kuş görüyor, uzun uzun bakıyoruz. Keyifli ve uzun bir yürüyüş oluyor.

IMG_1599   WP_20130917_006 (Small)

Avustralya’da araba kiralamak için http://www.vroomvroomvroom.com/ servisini önerebilirim. Farklı firmaları karşılaştırarak en uygun olanı sizin için seçen bir site burası. Üstelik buradan aldığınız fiyat firmanın kendi web sitesindeki fiyatından ucuz olabiliyor. Aradaki anlaşmadan dolayı promosyon fiyatlardan faydalanmanız sağlanıyor. Rezervasyonu ne kadar erken yaparsanız o kadar uygun fiyata kiralayabilirsiniz. Teslim tarihini tutturma konusuna fazla takılmayın. Erken iade durumunda kullandığınız gün kadar ücret ödüyorsunuz.

Çocuk koltuğu olan bir Nissan Micra ya da muadili rezerve etmiştim. 129 kilometrede bir Hyundai i20 ayarlanmış. Arabayı teslim eden uzakdoğu asıllı çocuk ile bir kontrol yapıyoruz. En ufak bir çizik bile yok, içinde yeni araba kokusu duruyor daha. Umarım aynı şekilde teslim edebilirim diye geçiriyorum içimden çünkü ekstra sigorta satın almadığım için kazaya karışırsam suçum olmasa dahi $3500 sorumluluğum var. Bu fiyata insanlar araba alabiliyor Avustralya’da.

IMG_1681

Sağdan direksiyon ve soldan akan trafiğe alışmak hiç kolay değil. Neyse ki araba otomatik vites de en azından bir de vites kolu ve debriyaj ile uğraşmak zorunda kalmıyorum. Yoksa çıldırmamak işten değil. Sürekli sinyal vermeye çalışırken silecekleri çalıştırıyorum. Yağmur yokken sileceği çalışan bir çok araba gördük. Kiralık oldukları hemen anlaşılıyor 🙂 Arkada oturan yolcuların da kemer takması mecburi imiş, biraz geç öğreniyoruz.

Sürmeyi bir şekilde kotarıyorum ama bu şehirde park etmek tam bir bela. Hemen her yer paralı zaten. Park işaretlerini anlamak için okumuş çocuk olmak lazım. Düzgün park ettikten sonra makinaya ödeme yapmak gerekiyor. Ben hala hangi işaretin ne olduğunu tam anlamıyla çözebilmiş değilim.

Sign-For-Paid-and-Free-Parking-Spaces-photo280

Şehir merkezini gezmek için araba alternatifini unutun. Darling harbour Wilson otoparkındaki otomata bir adam gözümün önünde $59.00 para ödedi. Saati $19.00 imiş. Boş bulunup girdik de zor kaçtık. İlk 30 dk bir çok otoparkta ücretsiz haberiniz olsun.

Convenience’larda yoğurt bile bulamadık. Bir süpermarket bulup çocuğa yiyecek bir şeyler alsak diyoruz ama uzunca bir süre şehir içinde dolaşıp süpermarket de bulamıyoruz. Canberra’ya doğru yola çıkalım, nasıl olsa yolda yiyecek bir dinlenme tesisi buluruz diyorum. Zaten arabaya alışamamışım henüz. Market görsem sağ yerine sola döneceğim yine kaçacak.

Yol boyunca zaman zaman yağmur yağıyor. 4 saatlik müthiş keyifli bir yolculuk. Her yer göz alabildiğine yeşil ovalarla dolu. İnekler, koyunlar var her yerde otlayan. Hayvanları bu dağ ve tepelerden nasıl topluyorlar diye şaşırıyoruz. Yolun ortasında kısa bir mola veriyoruz, arabadan inilmeyecek kadar soğuk ve yağmurlu bir hava var.  WC’nin kapısına yılanlara dikkat edin şeklinde bir uyarı levhası asılmış.  Belli ki öncesinde kötü bir tecrübe yaşanmış.

Canberra’nın girişinde yolun kenarındaki yeşilliğe beyaz kuşların konduğunu görüyoruz. Araba yaklaşınca sürü olarak havalanıyorlar. Martı olduğunu sandığım kuşların papağan olduklarını fark ediyoruz. Akşam yemeği olarak Laksa yiyoruz, ben pek tutmuyorum bu yemeği. İçine mutfakta ne bulursa atmışlar, aşure gibi bir yemek olmuş.

4.Gün

Geceyi Canberra’daki arkadaşlarımızda geçiriyoruz. Hava buz gibi ve evde kalorifer sistemi yok. Kış mevsimi kısa sürdüğü için kaloriferli ev olmazmış pek buralarda. Canberra’nın havası Sydney’e göre daha soğuk, elektrik sobası da pek soğuk havayı kırmayınca bizim ufaklığın burnu akmaya başlıyor. Anlaşıldı bugün kapalı yerler gezilecek.

Canberra çok düzenli bir şehir. Zaten sipariş üzerine kurulmuş. Devlet memurları dışında pek müdavimi yok. Avustralya’nın deniz olmayan en büyük şehri eşimin çok hoşuna gidiyor. War memorial ile başlıyoruz. Avustralya’nın asker gönderdiği savaşlar ile ilgili bir müze burası.

IMG_1626 War memorial

Gelibolu’nun olduğu 1. Dünya Savaşı bölümü savaşın 100. yılı nedeniyle yeniden organize ediliyor. Malesef bu bölümü gezemiyoruz. Sonrasında hemen yanındaki yoldan Mount Ainslie’ye çıkıyoruz. Buradan şehri kuşbakışı görmek mümkün.

5.Gün

Bugün Canberra’da son günümüz. Her bahar başlangıcında yapılan floriade adlı çiçek festivali ile başlıyoruz. Olimpik yüzme havuzunun otoparkına park edip 2 saat yetecek kadar bozuk para atıyorum otomata, sonrasında hemen yakındaki commonwealth park’a doğru yürüyoruz. Güneşli ancak buz gibi bir hava var. Floriade İstanbul’daki lale etkinliklerine benziyor. Biraz daha karnaval havası katmışlar. Canlı müzik var ve kurulan çadırlar içinde satıcılar tezgahlarını açmışlar. Çok sayıda lale ve diğer çiçeklerden dikmişler ancak bana sorarsanız Emirgan’daki laleler daha ihtişamlı görünüyor.

Sonrasında National Gallery of Australia’ya geçiyoruz. Burada pek kayda değer bir eser göremiyorum. Hava soğuk olduğu için mecburiyetten gezdiğimizden dolayı bana öyle gelmiş de olabilir. Aborjin eserleri buraya özgü olduğu için en çok bu kısımda zaman harcıyoruz. İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için buradan görüntü iletemiyorum.

Fırsatta istifade oturup cafe’de bir şeyler yiyelim diyoruz. Sadece salata, sandviç gibi basit yemekler var ancak fiyatlar aynı basitlikte değil. Biz genelde Tokyo’yu pahalı olarak biliriz ama Sydney’de yaşayan Japon arkadaşımız Tomoyo bu görüşe katılmıyor. Tokyo’da $2 verip karnınızı noodle ile doyurabilirsiniz ama burada böyle bir şansınız yok diyor. Gerçekten de ülkede bulunduğumuz süre boyunca yediğimiz açık ara en ucuz yemek 9 küsür dolar verdiğimiz BigMac’ler oluyor.

Eşimin yemeğinden kılcal bazı maddeler çıkması üzerine garsonumuza haber veriyoruz. Yemeği alıp aşçıya danışmaya gidiyor. Efendim bunlar kişniş parçaları imiş ancak yemek istemezseniz paranızı iade edelim diyorlar. İçimize sinmedi başka bir yemekle değiştirebilir misiniz diye soruyoruz. Yemeği değiştirip ortaya da özür niyetinde karışık salata getiriyorlar. Müşteri memnuniyeti konusunda iyi puan alıyorlar bizden.

Saat 15:00 gibi tekrar Sydney’e doğru yola koyuluyoruz. Canberra ferah, sakin, düzenli yapısı ve lezzetli sütleri ile aklımızda kalacak.

Biraz da iş çıkış trafiğine karışıp Sydney’e geri döndüğümüzde IKEA görünce hemen istikameti değiştirip kendimizi mağazaya atıyoruz. Hem ücretsiz park var hem de yemek fiyatları dışarıya göre daha makul sayılır. Bizdeki IKEA’ların kalabalığını bilirsiniz. Buradaki mağaza ise sinek avlıyor. Avustralya şartları, her yerde bire sattığımı üçe satarım diyen mağaza burada protestoların hedefi olmuş.

Akşam 19:00 civarı Leichhardt’da kalacağımız arkadaşlarımızın evine geliyoruz. Simon ile Tomoyo 1930’da inşa edilmiş bu eve haftalık $630 kira ödüyorlar. Evin her yerinden rüzgar esiyor. Isıtma sistemi olmadığı için elektrik sobası kullanıyorlar. Yer yatağına yattığım zaman duvar ile yerin tam birleşmediğini, süpürgeliklerden dışarının göründüğü fark ettim. Hal böyle olunca evin içine örümcekler, böcekler rahat rahat girip çıkabiliyor. Mutfak, banyo o kadar eski eminim hiç biriniz bu kadar eski bir evde oturmamışsınızdır. Hatta anneanneniz bile daha modern bir evde yaşamıştır.

Leichhardt küçük İtalya olarak biliniyor. Sevdiğiniz bir yemeği asıl ait olduğu yerden uzakta yemek genelde hayal kırıklığı yaratır. İşçilik aynı olsa bile malzeme farkından lezzet aynı olmaz. Ama buradaki pizzalar kesinlikle Roma’da yediklerimizden daha iyi.  Çocuk ile seyahat edince pizzacılar en yakın dostunuz. Buradaki İtalyan restaurantlarını görünce altın bulmuş gibi seviniyoruz.

6.Gün

Kahvaltımızı yaptıktan sonra ilk durak Darling Harbour. Park ücretleri şehrin bu merkezi bölgelerinde oldukça yüksek. Arabayı park ettikten sonra birkaç fotoğraf çekip fazlaca gezemeden tekrar dönüyoruz. Üstelik hava yine oldukça soğuk. En güzeli biraz şehir dışı bir yere gitmek olacak, hem arabanın sıcağında şehri biraz gezmiş oluruz, hem de daha uzun park etme opsiyonumuz olur diye düşünüyoruz.  Yeni istikamet Coogee Beach.

Coogee’ye geldiğimizde harika bir güneş var. Okyanus sebebiyle burada hava durumu çok çabuk değişiyor. Şehrin bir yerine sağanak yağarken, başka bir yeri güneşli olabiliyor. Yarım saat içinde hava durumu birkaç kez değişiyor. 4 saat ücretsiz park edilebilen bir sokakta yer de buldum. Hiç bir güç beni 4 saat boyunca buradan ayıramaz artık 🙂

IMG_1823 (Small)   IMG_1820 (Small)WP_20130920_003 (Small) IMG_1845 (Small)

Çimlere uzanıp  kahvaltımızı yapıyoruz. Köpek gezdirenler, elektrikli mangallarda yemek yapanlar, günün her saatinde jogging yapanlar ve sörfçülerle dolu plaj. Buradan Bondi beach’e güzel bir yürüyüş yolu var ama bebek arabası ile gitmemiz imkansız. Biraz yürüyüş olsun diye tepelere çıkıyoruz. O sırada yağmur bastırıyor. Biz bir ağaç altında yağmurun dinmesini bekliyoruz ama bizden başka kimsenin umurunda değil. Hemen herkes aktivitesine devam ediyor. Yağmur da 15 dk sonra kesiliyor ama şehrin üst kapkara bulutlarla kaplı. Tekrar başlamadan arabanın yolunu tutuyoruz.

Hazır buraya kadar gelmişken Bondi Beach’e de uğradık. Parkomata 2 saatlik bozuk para atıp hızlandırılmış bir gezi yapıyoruz. Bu günlük bu kadar soğuk hava yeter. Hepimizin burnu akmaya başlayınca Leichhardt’a dönüp kendimizi pizzacıya atıyoruz. Gaz sobaları da yanıyor içeride. Bu güzel, demek ki tek üşüyen biz değiliz.

Yarınki planımız Blue Mountains’a gitmek. Ancak akşam Tomoyo “hava durumuna baktım, yarın Katoomba bölgesi Sydney’in bugünkü halinden bile soğuk görünüyor” diyor.  Blue mountains planımızı üzülerek iptal ediyoruz. Arabayı özellikle Canberra ve Blue Mountains için kiraladığımızdan en mantıklısı erken iade etmek.

7.Gün

Sabah ilk iş Kings Cross’a gidip arabamızı 833 km’de iade ettik. 4 günde 700 km yol yapmışız.  Normalde arabayı teslim ettiğiniz zaman bir hasar olup olmadığını kontrol etmeleri gerekmez mi ? Avustralya’da tam tersi oluyor. Asyalı görevliden alırken didik didik incelenen arabayı teslim ederken, aksanından Yeni Zellanda’lı olduğunu tahmin ettiğim görevliye “arabayı kontrol etmeyecek misiniz ?” diye sorduğumda eminim bir problem yoktur diye yanıt verip faturamızı kesiyor.

Sağdan direksiyon araba kullanmanın en zor yanları ;

  1. Sinyal vermek. Sinyal sağda olduğu için el alışkanlığı ile silecekleri çalıştırıyorsun
  2. Dikiz aynasını kontrol etmek.  Sağ çapraz yerine sol çaprazına bakman gerekiyor
  3. Sağa dönüşler. Anlık olarak hangi şeride girmen gerektiğini şaşırıyorsun.

4 gün boyunca bir tane Türk taksi şoförüne rastladık. 2 kere arkamızdan selektör yapıp 1 kere kornaya bastı. Bunları hiçbir geçerli sebep yokken yaptığından dolayı kesin bizdendir diye düşündüm.

Kural olarak en farklı gelen ise göbeklere girişler. Göbekte dönüş yapan araba varsa her göbeğe girilen yolda çizilmiş olan çizginin gerisinde beklemeniz gerekiyor. Bizde hep beraber göbeğe girip göbek içinde sollama bile yapılır. Burada böyle bir şey yok.

Arabadan ayrılmak çok hüzünlü oldu doğrusu. Hava soğuduğunda, fırtına çıktığında, yağmur bastırdığında sığındığımız evimiz yoktu artık. Arabayı başımıza geleceklerden korkarak teslim ettik ancak büyük şans, arabayı bıraktığımız andan itibaren hep t-shirt havası vardı.  Artık hedefimiz arabayla gezemediğimiz yerlere gitmek.

Hyde park’a doğru yürüyoruz. Art & about adlı dönemsel bir sanat etkinliği var burada. Park açık hava müzesine dönüştürülmüş. Her yerde dev salyangozlar var.  Bu senenin teması salyangoz mu acaba ?

Metro St James Cafe

Metro St James Cafe

Flat white

Flat white

Park içindeki St James Cafe’ye kahvaltı için oturduk.  Taze meyve suyu servisini görünce “çocuk için muzunuz  var mı acaba ?” diye sorduk. Ancak tek başına muz servisimiz yok cevabını aldık. Bizde müşteri her zaman haklıdır ve her şeyin bir yolu bulunur ancak burada böyle bir şey yok. Herkes de bunu kanıksamış durumda. Bunun üzerine muzlu waffle sipariş ettim. Üzerinde kocaman 4 parça muz geldi.  Muzu ufaklık yedi, biz de flat white ile waffle’ı götürdük. Pek waffle sevmem ama açlıktan olsa gerek yediğim en güzel waffle buydu.

Buradaki café ve restaurantlarda hesap masaya gelmiyor. Gideceğiniz zaman kalkıp ayak üzeri kasaya ödüyorsunuz. Müşterinin hesap bekleme, garson’un defalarca gidip gelme verimsizliğini ortadan kaldırdığı için mantıklı bir sistem.

Hyde Park’tan hemen yakındaki Royal Botanical Gardens’a geçiyoruz. Burası ülkenin bitki örtüsündeki çeşitliliği ücretsiz olarak görebileceğiniz bir park. Üstelik hem manzaranın tadını çıkarmak için hem de çimlere uzanıp tembellik yapmak için bire bir. Opera binasının arkasında Harbour Bridge ile en güzel açıdan fotoğraflanabileceği deniz kenarı yürüyüş yolu da var parkın içinde.  Bu şehirde yaşasam misafirlerimi getireceğim favori mekanım burası olurdu.

En uç noktadaki Mrs Macquarie’s Chair’e kadar gidip oradan opera binasına kadar yürüyoruz. Opera binası Sydney denince akla gelen ilk ikon. Şekli deniz manzarası ile bir bütün oluşturuyor. Bu sebeple davulun sesi gibi bu bina da uzaktan güzel, yaklaşınca formu algılanamıyor. Önündeki merdivenler de grup fotoğrafı çekmek için ideal. Burada biraz zaman harcayıp Circular Quay’e doğru yürüyoruz. Bizim Kadıköy gibi feribot, otobüs, tren vb. toplu taşıma araçlarının buluştuğu merkez burası. Opera binasına bakan barlar çok hareketli ve sanki her daim doluymuş izlenimi veriyor. Şehirde gördüğüm tek kalabalık da burada. Hediyelik eşya alışverişi yapmak için de burada zaman geçirilebilir. Dükkanlarda satılan boy boy boomerang’lar çok güzel ve fiyatları da yüksek değil. Ancak atınca geri dönerler mi bilmem.

Bütün günü açık havada geçirdikten sonra dönüş için Circular Quay’den otobüse biniyoruz. Tomoyo yemek yapmış bizim için. Biz de Coles’dan $15 ‘lık bir şarap alıyoruz yemeğin yanına. Şaraplar bizimkilere göre hem çok daha kaliteli hem de ucuz. Et, benzin, muz ve şarap haricinde Türkiye’den daha uygun fiyatlı bir şey göremiyoruz.

8.Gün

Bugün Family Funday Sunday. Bu da 15 yaşından küçük en az bir çocuğu olan bir ailenin kişi başı $2.5 ücret ile tüm toplu taşıma araçlarından sınırsız faydalanabileceği anlamına geliyor. Ailelerin Pazar günü gezip dolaşabilmesi için düşünülmüş harika bir promosyon. Tomoyo bu indirimden dolayı Pazar günleri taşıtların kalabalık olabileceği konusunda uyarıyor. Bizim için hiç fark etmez diyorum. İstanbul’a gelsin Zincirlikuyu’dan metrobüse bindireceğim onu.

Akşam nereye gitsek diye çok tartıştık. 10 dakika süren her tartışma sonunda “Eee ? yani son karar olarak nereye gidiyoruz” diye soruldu. Cockatoo island’dan son anda istikamet Manly’e doğru döndü. Manly körfezin okyanusa bağlandığı en uç nokta. Yani feribotla gidebileceğiniz en uzak yer. Bu sayede şehrin büyük kısmını denizden izleyebiliyorsunuz. Sydney’e gelince Manly feribotuna mutlaka binmeli. Feribot fiyatına boğaz turu yapmış oluyorsunuz.

Sabah erken kalkıldı. Piknik için sandviçler hazırlandı. Leichhardt’daki news agency (http://en.wikipedia.org/wiki/Newsagent’s_shop) ‘den biletlerimizi alıp Circular Quay’e gidiyor oradan da feribot’a biniyoruz. Kenarlardaki açık hava koltuklarda yer bulunca da yol boyunca fotoğraf çekme imkanımız oluyor.

IMG_1993 (Small) IMG_1991 (Small) IMG_1990 (Small) IMG_2101 (Small)

Manly’e vardığımız zaman bizi North Fort’a götürecek otobüs için 70 dk süremiz olduğunu görüyoruz. Sokaktaki tezgahlarda biraz vakit geçiriyoruz. Plaj insan dolu ve güneşlenmek için çok güzel bir hava var. Ancak suya karpuz kabuğu düşmediği için çoğu kişi güneşlenmekle yetiniyor. Çocuklara ara öğün yedirmek için deniz kenarında gölge bir masa buluyoruz. Masanın üzerine “buraya temizlik hizmeti yoktur. Çöpünüzü bırakmayın, cezası $100” yazan bir plaka yapıştırmışlar. Bütün masalar tertemiz, her kalkan kendi çöpünü attığı için sorun kalmamış.

IMG_2022 (Small) IMG_2023 (Small) IMG_2017 (Small) IMG_2024 (Small)

Saati gelince durağa dönüp bizi tepelerdeki milli parka çıkaracak olan otobüsümüze biniyoruz. İndikten sonra birkaç dakika yürüyüş mesafesinde yemyeşil çimlerle kaplı bir bayır ve karşınızda çok güzel bir şehir manzarası. Burası piknik için harika bir yer ve bizden önce gelenler var. Evinizdeki halı ne kadar temizse çimler o kadar temiz görünüyor. Etrafta en ufak bir çöp yok. Avustralya güneşi çok yakıcı. Yazın burada kesinlikle şapka takmalı ve gölgede zaman geçirilmeli.

Dönüşte çocuklar uyuyunca biz de Manly iskelesinin karşısında bir café ‘de laflıyoruz. Simon’ın iş yerinde burada oturup her gün feribotla işe gelenler varmış. Fiyatlar ucuz diye mi şehirden bu kadar uzakta oturuyorlar diye sorduğumda “Hayır burada da kiralar aynı” diyor. Pahalılık dağın başına gitseniz dahi peşinizi bırakmıyor.

9.Gün

Taronga zoo’da hayvanlar gün ışığı ile uyanıp erkenden yatarlarmış. Aslında burada insanlar da çok farklı değil. Bu yüzden hayvanat bahçesine erkenden gitmemiz lazım. Önceki akşam hangi otobüse bineceğimizi, oradan hangi feribota aktarma yapacağımızı saat çizelgesinden çalışıyoruz. Bu saatlere yetişebilmek için evden erken çıkmamız lazım. Ancak sabah otobüsüne yetişemeyince, plan da program da kalmıyor.  $14.40 verip 4 adet mybus 2 otobüs bileti alıyoruz ve bir süre bekledikten sonra bir sonraki otobüsü yakalıyoruz.

Burada otobüs duraklarında zaman çizelgesi var ve her durağın bir durak numarası var. İnternetten bulunduğunuz durağa otobüsün kaç dakika sonra geleceğini sorgulayabiliyorsunuz ancak nasıl yapıldığını öğrenmeye vaktim kalmadı. Japon arkadaşımız Sydney’in otobüslerine güven olmaz demişti. Tokyo’dakiler çok dakikmiş.

Otobüsten indiğimiz circular quay’de feribot+hayvanat bahçesi combo bileti satın alıyoruz. Fiyat kişi başı $50.5 . Feribotun kalkmasına az bir süre kaldığı için seviniyoruz. Bekleyen de çok kişi var zaten. Sonra bir anons yapılıyor ancak ses sisteminin kötülüğü, Avustralya aksanı ve meydanın gürültüsü birleşince ben neredeyse hiç bir şey anlamıyorum anonstan. Tam bilet kontrol noktasına kadar ilerlemişken bir bakıyoruz ki herkesin elindeki bilet bizden farklı. Burada birden çok özel feribot şirketi çalışıyor. Meğer biz Captain Cook sırasını beklerken Eco Hopper karşı taraftan yolcuları alıp kalkmış bile. Sonraki sefere de 1 saat 15 dk var. Neredeyse öğlen olmuş durumda, biletimizi de satın aldık ancak bir türlü hayvanat bahçesine ulaşamıyoruz.

30 dk kadar sonra bizim şirkete ait 2 feribot yanaşıyor iskeleye. Çizelgeye göre bunlar hayvanat bahçesine gitmiyor. Yine anlaşılmayan anons silsilesi başlayınca en iyisi Türk sistemi ile çözelim sorunu diyorum.  Halatı iskeleye bağlayan görevliye kardeş biz hayvana bahçesine gidecektik diyorum. Buna binin önce darling harbour’a gider, sonra hayvanat bahçesi diyor. Allah razı olsun deyip açık hava koltuklara atlıyoruz. Bizden başka birkaç yolcu daha var teknede.

IMG_2181 (Small) IMG_2179 (Small)

Bu hızlı tekneler çok keyifli. Hop-on, hop-off biletle tüm gün körfez çevresindeki noktalar arası gezinebiliyorsunuz. Kulağımızı tersten gösterip geç de olsa hayvanat bahçesine ulaşıyoruz.

Hayvanat bahçesi eğimli bir araziye kurulmuş. Feribottan indikten sonra teleferik ile tepeye çıkarıyorlar. Geze geze sahile kadar inip feribotla tekrar şehre dönüyorsunuz. Eco hopper son seferi 15:47’de.

Teleferikten şehir ve hayvanat bahçesinin görünümü

Teleferikten şehir ve hayvanat bahçesinin görünümü

Hayvanat bahçelerini sevmem çünkü hayvanların kafesler içindeki o sefil hallerini görmenin eğlenceli bir yanı yok. Ancak burada hiç bir hayvan kafeste değil neredeyse. Doğal ortamları çok güzel oluşturulmuş. Daha önce San Diego hayvanat bahçesine gitmiştim. Oradan sonra bence dünyadaki en güzel hayvanat bahçesi burası. Hayvanlardan çok bitkiler dikkatimi çekiyor. Papağanların yaşadığı yerde yağmur ormanları oluşturmuşlar, çeşit çeşit bitki ve çiçekler var her yerde. Fok balıklarının şovu San Diego yanında sönük kalıyor. Ancak kuş şovu gerçekten çok iyi. Amfi tiyatronun şehir manzarası da müthiş. Youtube’dan “taronga zoo bird show” şeklinde aratırsanız seyircilerin çektiği bir çok videoya ulaşabilirsiniz.

Bird show

Bird show

Seal show

Seal show

Şu hayvanı da göremedik, bunu da göremedik, şurada şov başlıyor derken elimizde harita bir oraya bir buraya koşturuyoruz mümkün olduğunca fazla hayvan görebilmek için.  Bir ara saatime bakıyorum, son feribotun kalkmasına 12 dk. var ve biz hayvanat bahçesinin en üst girişindeyiz. Müthiş bir koşturmaca başlıyor. Eşim bebek arabasıyla koşturuyor, ben çantayla arkalarından koşup haritadan co-pilotluk yapıp sağa dön, sola koş şeklinde direktifler yağdırıyorum.

“Kanguru var. Sola bak” diye sesleniyor eşim. Koşarken kafamı sola çeviriyorum. “Aynen televizyondaki gibiymiş” diyorum.  15.000 km yol gidip 2 saniye boyunca görebildiğim tek kanguru bu oluyor.

Bizi alacak feribotun denizden sahile doğru yaklaştığını görüyoruz. 12 dakikada ter içinde deniz seviyesine kadar iniyoruz. Bu bir dünya rekoru olmalı, Bizim bebek arabası hız limitini aştığı için sonradan ceza gelir mi bilmem.

Eve dönünce taxiscombined’dan 3:30’da gelecek şekilde bir taksi rezervasyonu yaptırıyoruz. Arkadaşlarımızla vedalaşıp birkaç saat kestiriyoruz. Saat tam 3:30’da taksi kapımızda. Yunan asılllı yaşlıca bir şoför aracı kullanıyor. Yol boyunca biraz sohbet ediyoruz. 30 yıldır buradaymış ama adamın neredeyse İngilizcesi yok gibi bir şey. Ben bir çok söyleneni kaçırıyorum bu abi bu İngilizceyle 30 sene nasıl idare etmiş hayret edilecek bir durum. Ancak abi yolların kurdu olmuş. Bizdeki gibi TEM’e çık, git git git havalimanı diye bir şey yok burada. Bir sürü sağ sol yapıp bizi en kısa yoldan 30dk.’da götürüyor havalimanına.

Hoşçakal Avustralya. Ölmez de sağ kalırsak, bir gün yeniden buluşmak üzere…

Reklamlar
  1. ozkan
    Eylül 30, 2013, 3:11 pm

    Dear Gocmen;
    I wrote this comment to encourage you about your journey to Australia.
    Me and my wife decided to migrate about two months ago.
    I am a self employed mechanical engineer.
    Because my English is not well enough I decided to study English at first.
    I read all your blog in single breath and i get a little bit jealous about your progress.

    Keep up the good work Bro. Please don’t forget that someone in Turkey is both inspired by you and admiring you.

  2. gözde sungurtekin
    Ekim 1, 2013, 4:46 pm

    Her zamanki gibi yine mükemmel bir anlatım ve betimleme. Devamını bekliyoruz..

  3. Ekim 1, 2013, 10:05 pm

    Yorumlarınız için teşekkürler. Bir nebze olsa da faydalı oluyorsa ne mutlu !

  4. Abidingg
    Nisan 17, 2014, 3:23 pm

    Evet guzel mukemmel bir anlatim ama yasam gercegi yazarin dedigi gibi degil.Avustralya inanilmaz zor.Para kazanayim,Ev alayim.Ise gireyim gibi dusunceleri gerceklestirmeniz kisa surede olanaksiz.En dusuk konut fiyati 250 bin dolardan basliyor.Bankaya bulasirsaniz icinden cikamazsiniz.Elektrik ve gaz fiyatlari inanilmaz yuksek.Ulkede issizlik gittikce yukseliyor.Issizlik parasini alanlara devlet cok kaba davraniyor.Git is bul.bizden issizlik parasi alma diye telkinde bulunuyor.Burada yasayan Turklerin tamami sorunlu ve problemli.Arkadaslik dayanisma yardimlasma gibi bir kavram arama.Bana yardimci olurlar destek olurlar yol gosterirler diye beklersen hayal kirikligina ugrarsin.Burada yasayan Turklerin yuzde 5 gibi orani iyi yasam kosullarina sahip gerisini sormayin.Medeni kurallari bizim orf ve adetlerimize uymuyor.Turkler arasinda bosanmalar cok yaygin.Esrar ve hapcilik her yeri sarmis.Aileler perisan.Zaten Avustralya Hukumeti Turkleri Arablari,Hintlileri ve Afrikalilari sevmiyor.Her zaman disliyorlar.Ama aksine her gun ucaklardan Arablar cinliler ve Afrikalilar geliyor.ingilizce olmayinca kumelesiyorlar.Aynen Turkler ve Arablar gibi.Beyaz Avustralyalilarin az tercih ettigi islerde bizler calisiyoruz.Tarimda faaliyette olan isyerlerinin tamami turklerin elinde.Onlar da tarim iscisinin parasini odemiyorlar.Uzum ve domates toplayip parasini alamayan yabanci turistler her gun Turk patronlara kufur ediyorlar.Ingilizce bilmeyen ya da az bilen Turk turislerin ilk calisacagi yerler insaat ve doner lokantalari.Zaten baska yerde calisamazlar.Beyaz Avustralyalilar onlara is vermez.Iyi yasam kosullarina sahip yuzde 5 lik grub ayri bir yazinin konusu geri kalan yuzde 95 lik grub hep boyle.Turkiyeden gelecek kisi yuzde 5 lik gruba mi dahil olacak yuzde 95 lik gruba mi.Once ona karar vermeli..Turkiyede ne denli basarili olursaniz olun 3 universite bitirin onlarin gozunde degeri yok.Adamlar disardan gelenleri istemiyor.Aralarina katmak istemiyor.Yabanci azinliklarin artmasindan korkuyorlar.Yasamayan bilmez..Yabancilasma nedir anlayin.Ne kadar anlatsam bos.Gelin gorun.Melbourne oyle sanildigi gibi aman aman bir yer degil.Hemen hemen her tarafini biliyorum.Orada yasiyorum.nasil bir numara sasiyorum.Deniz sahillerinde yasayanlar hava kirliliginden usanmis.Suyu tatsiz biraz beklese kokuyor.Sokaklari pis kirli fotograf cekip yayinlarsam daha iyi olacak.Trafik arabsaci gurultulu.Sonuc olarak yanlizligi ve yabancilasmayi sevenler parasi olanlar kotu Avustralya ingilizcesini umursamayanlar.Turklerle isim olmaz diyenler,gurbet acisi bilmeyenler,seruvenciler diplomalilar,universite mezunlari .Linklere bloglara inananlar hemen buraya gelin,Avustralya sizi bekliyor.

    • Nisan 17, 2014, 3:49 pm

      Melbourne’de yaşayan biri olarak görüşleriniz çok kıymetli. Paylaştığınız için teşekkürler. Benim de her zaman yazdığım gibi temkinli olmak, içinde bulunduğunuz durum ve varmak istediğiniz noktayı artıları ve eksileri ile iyi değerlendirip karar vermek lazım. Zaten tüm bu bilgileri paylaşmaktaki amacımız insanların okuyup bilgi sahibi olabilmeleri ve seçimlerini bu bilgiler ışığında daha sağlıklı yapabilmeleri.

      Not : Bazı görüşlerinize katılamıyorum. İşsizlik oranı, trafikte geçirilen zaman, sokakların temizliğini Türkiye ile kıyaslamak haksızlık olur.

  5. Eylül 3, 2014, 3:47 am

    Ben herseyi anliyorum da Avustralyayi begenmeyip halen orada yasamaya devam edenleri anlamiyorum. Begenmiyorsan cik gel kardesim.

  6. Ali
    Eylül 26, 2014, 11:09 pm

    Her genelleme de oldugu gibi bazi yorumlarda ki genellemeler de cok eksik nokta iceriyor. Turkler’in, Hintlilerin ya da herhangi bir halkin geneli soyledir lafina katilmiyorum. Dunyada cenneti vaad eden hic bir ulke yok, buna Avustralya’da dahil ancak sosyal hukuk devleti konusunda Avustralya orneklerinden fersah fersah ileride. Ornekleri derken de; gelismis bati ulkelerini kastediyorum.

    Guzel ve keyifli bir anlatim, hatta okurken pek cok noktada kendimden de bir seyler buldum. Ilk geldigim aylarda kaldigim ev, araba kullanmaya basladigimda ki trafige alisma konusu, park isaretlerini anlamaya calismak…

    Onemli olan keyifli ve mutlu oldugun yerde yasamak, Avustralya’da mutlu olamayan pek cok arkadasim ulkelerine geri dondu ki iclerinde Turklerden cok Avrupali ve Guney Dogu Asyalilar var.

  7. Kerim
    Mart 18, 2015, 8:28 pm

    18 Mart gözlemlerinizi bekliyoruz.

  8. Bade
    Aralık 27, 2015, 11:45 pm

    Bu yazılar yüzünden Avustralya hayallerim suya düştü. Demek herşey hayal… 😦

    • Abidingg
      Aralık 29, 2015, 5:45 pm

      Avustralya Hukumeti yaklasik 5 yildir ulkede yasal ya da yasal olmayan yollardan gelen ve yerlesmis olan 30 bin kadar multecilerle ugrasiyor onlarin statuleriyle ilgili bir turlu cikis yolu bulamiyordu.Isci Partisi hukumeti doneminde 2010 yilina kadar ulkeye gelen multeciler fazla bir zorluk gormeden ulkeye kabul edildiler.Daha sonra sartlar agirlasti multeci kabul edilmemeye baslandi.Avustralya Hukumeti Suriye;deki savas nedeniyle yaptigi anlasma dogrultusunda yurt disindan 12500 multeci alacagini duyurmustu.Bu anlasma uyarinca bu sayinin buyuk bir kismi ulkeye geldi.Ama ulkede uzun bir zamandir yasayan 30 bin multeciye bu haklar verilmemisti.30 bin insan isyandaydi.Sydney ve Melbourne’de buyuk yuruyusler yapildi.Hukumetin bu ayrimciligini kabul etmeyen kitleler protesto gosterilerinde bulundu.Sonunda bu 30 bin multecinin sorunlari masaya yatirildi.Hukumet 2 adet vize secenegi sunuyor.5 yillik 790 nolu ve 3 yillik 785 nolu gecici vize.Avustralya Vatandasligi haric calisma,barinma ve sosyal guvenlik hizmetlerinden tam yararlanma hakki veriyor.Geldigi ulke haric yurt disina cikabiliyosun.Bu durum su anda resmen aciklanmadi.Hukumetin calismalari suruyor.Biraz zaman alacak.ama Gocmenlik Bakanligina yazi yazarsaniz,magdurum derseniz size hemen vize bilgilerini iceren yaziyi gonderiyorlar.Ulkede multeci konumda olanlar bu yazidan sonra Gocmen Bakanligina yazi yazarsa haklarina daha cabuk kavusacaktir.Gelinen nokta eskiye gore daha iyi.Multeciler bu asamaya gelinecegini hic tahmin edemiyorlardi.Avustralya,da cok sayica turk-kurt multeci var.Bazilari dayanamadi karardan once gitti.Bu yasa cikmadan ulkeyi terkeden multeciler vardi. cok beklediler dayanamadilar,Yazik oldu onlara.Bade rumuzlu takipcinin okumasi icin ileride yeni bilgiler aktaracagim.

      • Emre
        Ekim 24, 2016, 5:01 am

        Merhabalar. Merak ettim, işler bu denli kötüyse güzel memleketimiz Türkiye’ye neden dönmüyorsunuz?

  9. Şubat 18, 2016, 6:58 pm

    Merhaba,
    Yazilariniz Avustralya’ya goc etmek gibi bir hayali olan herkes icin cok faydali ve gercekten buyuk emek harcıyorsunuz, elinize saglık!
    Biz de Hayalini kurdugumuz sehre, Sydney’e, Ekim ayinda yerlestik. Günlük yaşam nasıl geçiyor ve benim göç günlüğüm için bloguma beklerim:)

    Sevgiler ve bol şanslar..

    http://uzaktakiminikkiz.blogspot.com.tr

  1. Nisan 16, 2014, 10:41 pm
  2. Şubat 3, 2016, 11:53 am

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: